Alaca

24.09.13

ALACA

 

“Çantanın fermuarı zorlanır, iç’e atılanlar mı fazladır?

 İç’erde bıldırcınlar keklikler, her şey orada saklıdır, birtek çantanın sahibinin aslıdır.

Balkonlarda soldan sağa, apartman aralarında karşıdan karşıya, tüm çamaşır iplerinde asılı kalan lekedir alaca.

 Rengi kırmızı, kandan bozma utanç yığını bu bezlerden, bu lekeler birgün çıkacak mıdır?

 Öyle derindir ki izler yıkandıkça yayılır, ipliğin iki rengine sarılır, bırakmaz kumaşı, rengi açıldıkça, dağılır.

 Dağılır devrilen bardaktan su gibi, hızına yetişemeyeceğin vahşilik damarlarından sızar, son anda yakaladığın çemberin ucu ötekinden bağımsız, hangisini yakalasan diğeri illaki akar.

  Yakaladığın ucu av köpeğine bağlamaktır zaten asıl mesele, bir de ellerini iyi kullanmak. Tek gözün kapalıyken diğerini açmak da başka mesele, hedefine odaklanmak pür dikkat.

 Çünkü bilirsin, başarırsan düşecek keklik, zevk alacak saçma’n. Sonra yine gerildikçe gerilecek, hep zıt düşecek ki tüfekle, kavgan hiç bitmeyecek namlunun ucuyla.

 Bir tek bez yetecek bazen avlamaya kekliği ya da silecek başkası aç tüfeği.

 Ardından kokmasın diye elden geçen günah izleri, her gün her sefer yıkanacak kana kana.

 Tekrarlandıkça temizliği alacanın yeni bıldırcınlar ölecek, kekliklerle birlikte çantaya düşecek…

 Ve çantalar doldukça masumiyet, böyle bir hakimiyete boyun eğecek, her seferinde gardı yuvarlanıp, devrilecek…”